SERGİLENEN ESERLER

1/1

TÜRKMEN ALKAN | ‘ANLARLA YÜZLEŞME’ SERGİSİ ÜZERİNE

 

Hani bazen olanla öleni kabul etmekten öte bir şey gelmez ya elinizden. Hani vakitli tutulan yaslarla yüzleşmeyi öğrenirsiniz ya, yaralarınızla. Hani yaranın panzehrini de bulursunuz ya yine kendi özünüzde. Hani unutmamayı göze alıp, yücelerden bakıp affederseniz ya tüm olanları ve mecburen vedalaşırsanız ya ölenlerle. Hani o zaman büyümeye başlarsınız ya asıl. İşte o anların resimlerini gördüm, Türkmen Alkan’ın Gürel Art Space’de açacağı sergi öncesinde atölyesine yaptığım ziyarette. Yine ziyaretim sırasında öğrendim sergisini Anlarla Yüzleşme adıyla açacağını.

 

Sergide yer alacak üç tablo “Anlarla Yüzleşmek” teması açısından özellikle dikkat çekiciydi benim için. İlki, sanatçının 2016 yılında rapido kalemiyle yaptığı bir desen çalışmasıydı. Bu tabloda, tüm renkler, siyah ve beyazın içinde henüz sırdılar. Resimdeki ıssız köy, bavul ve çocuk, çocukluğa ve bilinçaltı sandığını ya da bavulunu açmaya giden yolculuğun ilk resmedilmiş hali gibiydi. Bilinçaltı sandığının kat kat örtülerini açmaya bir adımdı sanki bu desen çalışması. Sanatçının bu tarzda rapidoyla yaptığı ve her bir ayrıntının ince ince dokunup işlendiği ve tüm netliğiyle sergilediği diğer desen çalışmalarından farklı olarak, bozkırın monotonluğu ve belli belirsizliği içinde izleyiciyi bir sisin içine sokuyor gibiydi bu desen. Ancak eserdeki bu monotonluğu bozan küçük erkek çocuğu ise “Ben aslında başka resimlerden geldim” diyor gibi gelmişti bana bir an.

 

Sanatçının aynı serinin devamı olarak 2018’de yaptığı bir yağlı boya tablosunda ise, siyah okul önlüklü bir kız çocuğu, “Bir önceki desenin de gerçek kahramanı benim” dercesine hazır ol duruşu içinde dimdik duruyordu resimde. Siyah beyazın içindeki renkler gün yüzüne çıkmaya başlamıştı artık, görünenin ötesinde asıl gerçeğe yaklaşan bilinçaltı sandığının içindeki kat kat örtülerin açılmaya başladığı an gibiydi. Arka planda yine bozkırın ortasında bütün sessizliği, ıssızlığı ve renksizliği ile toprak damlı köy evleri resmedilmişti. Ama iki buğday tarlasının ortasındaki yolda bavuluyla yerde dimdik ayakta duran ve dolu başakların ışığını üzerine çeken kız çocuğu resme ayrı bir devingenlik kazandırmıştı. Okul yolundaki bu yapayalnız kız çocuğunun bir yoldaşı yolun kenarındaki çakırdikenidir, bir diğer yoldaşı ise buğday başaklarıdır sanki. Buğdayların ilk filiz vermeye başladığı anları “Buğdaylar kalem sıyırmış” diye tarif ettiğini anımsadım bir an annemin. Belli ki resimdeki kız çocuğu da ekin tarlalarına özenle kalem sıyırmak, filiz vermek ve gelecekte bereket saçmak üzere okula uğurlanmayı bekliyordu öylece. Dönüp bavulu yere koyarak son bir umutla bakışın resmi çizilmiş gibiydi, içinde hem gitmenin hem geri dönmenin izlerini taşıyarak. Başka bir tabloda ise buğday tarlası içinde özgürce ve kendine güvenle yürüyen bir kız çocuğu resmedilmişti yine. Görece vahşi doğa içinde tek başına bir kız çocuğu ufka koşuyor gibiydi, kim bilir belki de yatılı okul bahçesiydi koştuğu aslında, içinde anne babasına duyduğu o amansız özlemin ve gücenikliğin derin hüznüyle.

 

Bu hüznün resmini çizmenin derin bilgisinin kazanıldığı yılların sonunda doğmuştur belki de kucağında ölmez otlarıyla evinin eşiğinden atlayıp hal değiştiren kadının resmi. Ölmez otunun ışığında ya da Toprak Ana’nın koynunda sır olmak üzere hakikate yürüyen. Ev içi tüm sorumluluklarını yerine getirmenin görev bilinciyle ununu eleyip eleğini asmıştır artık. Ne çantaya ihtiyacı vardır, ne de anahtara, yoksulluk da geride kalmıştır çoktan. Sevmediklerini de bırakır, sırf sevdiceği sevdiği için yine de özenle hazırlanır normalde nefret ettiği o sofra da. Ölmez otlarının ışığında sır olmak üzere, ya da bir selviye can olmak üzere mağaranın karanlığından kurtuluyor olmanın bir tuhaf oyunuyla ışığa yürümenin resmi çizilir. Belki de hayattaki en büyük hakikatle yüzleşmenin resmi olarak. Bu yüzleşmeyi, bazen de kuş olup uçanları, kuş olup yine Toprak Ana’nın koynuna düşenler şeklinde resmeder Türkmen Alkan, buğday tarlaları ve çakırdikenlerinin verdiği güç ve yoldaşlıkla ve okullardan aldığı bilginin ışığıyla.

 

Türkmen Alkan’ın Anlarla Yüzleşme adlı bu serisinde çakırdikenlerini resmettiği tablolar da bana özellikle dokundu. Toprak Ana’nın hem alan hem veren gücünün bir temsili olarak, çakırdikenleri doğanın en dirençli evlatları gibi geliyorlardı bana.  Hayatta kalmanın, direncin, umudun, güzelliğin ve yüzleşmenin adı olarak yer alıyorlardı resimlerde sanki. Öyle ya alelade bir ot olarak dağda bayırda, bozkırda, kayabaşlarında, deniz kenarlarında, toprak kırıntısı olan her yerde biterler. Güzelliği ile cezbeden, ama gücü hep göz ardı edilen. Ancak dokunduğunuzda gücünün yakıcı etkisini hissedersiniz ve ancak emek harcadığınızda gerçek güzelliğini fark edersiniz. Öyle bas bas bağırmaz ama gizil gücünden emindir. Aynı zamanda sanatın güzelliğinin ve gücünün ancak emekle alınacağının doğadaki karşılığı gibidir, en çok da kadına yakışır mor tonlarıyla.

 

Türkmen Alkan’ın dördüncü kişisel sergisi olan Anlarla Yüzleşme 17 Kasım – 8 Aralık 2018 tarihleri arasında Gürel Art Space’de.

 

Kıymet Erzincan Kına

©2019 by Gürel Art Space

Fenerbahçe, Eflatun Sokak No: 5/A Kadıköy / İstanbul

info@gurelart.com

T: +90 216 336 79 30